Hayatımdan Kesitler/Sohbet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayatımdan Kesitler/Sohbet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2019 Perşembe

Düşündürücü Sorular #3

Ocak 31, 2019 15

Düşündürücü sorularımızın üçüncüsüyle iyi günler, iyi akşamlar efenim. Bazıları cesur, bazıları sadece 5-10 saniye düşündürecek sorular. Bugün 7 adet sorumuz var. Son sorumuza uygun da bir gifle başlayalım bakalım;

1) "Mükemmel bir gündü" demen için olmazsa olmaz şey nedir?

2) En son ne zaman birine şarkı söyledin?

3) Yaşlanmaktan korkuyor musun? Neden?

4) Düşüncelerini, dolayısıyla hayatını değiştiren bir kitap/dizi/film oldu mu? Olduysa benimle paylaşır mısın?

5) Gördüğün ve etkisinden çıkamadığın bir rüyan oldu mu? (Ya da gördüğün en garip rüya)

6) Kendinle ilgili tek bir şeyi değiştirebilecek olsan bu ne olurdu?

7) Hiç aşık oldun mu?





Ben cevaplamak için üçüncü soruyu seçiyorum. Biraz korkuyorum açıkçası yaşlanmaktan. Uzun süreli yalnızlığı sevmiyorum çünkü(zaten kim sever ki?) Ve yaşlılığımı sevdiklerimden uzakta geçirme düşüncesi korkutuyor beni. Sevdiklerimiz olmadan yaşamanın da hiçbir anlamı kalmıyor sanki.

Şimdi sıra sizde, birer soru cevaplayalım yine. Bu soruları sevdiklerinize de sorabilirsiniz, çok keyifli oluyor.

Bolca sevip bolca sevildiğiniz nice güzel günlere. 


28 Ocak 2019 Pazartesi

"Belki çok yakın, belki çok uzaklara"

Ocak 28, 2019 22
İlk önce bir karavanım olsun istiyorum. Belki bana metrekareler sunamayacak ama yollar ve keşifler sunacak 4 tekerlek.

Sıkılıyorum ben buralardan. Klişe bir cümle kuruyorum sürekli evet, biliyorum. 

Ama sizin sıkıldığınız gibi sıkılmıyorum ki ben. Ruhum burada değil sanki, sadece bedenim burada. Ruhum ait olduğu yerleri arıyor. Sadece tek bir yere de ait değil biliyorum. Ben engel olamıyorum fakat ona, dış seslerden uzaklaşıyor kendi kendine ve beni hüzne boğuyor.

Üzüntülerden kaçmak istiyorum. Evet, mümkün değil, biliyorum ama en azından hüznü en aza indirgemek istiyorum. 20 yaşındayım ben ve yaşımı hissetmek istiyorum sadece. 

Çok parlak bir gelecek, çok güzel eşyalar ya da çok büyük miktarda paralar hayal etmiyorum ben yaşıtlarım gibi.
Hayatın kısa olduğunun idrakındayım. Evet bunun herkes farkında. Ama herkes farkında değil. Bu cümleyi anlıyor musunuz?

Güzel insanlar, gülümseyen simalar, sıcak bir ev, samimi bir yuva hayal ediyorum sadece. Artık bunun için çokça dua ediyorum çünkü sığınacak başka bir limanım kalmadığını hissediyorum.

Bu yazı da hayattaki diğer çoğu şey gibi hüzün dolu oldu. Kaçınılmaz son mu bu?
Kaçınılmaz sonlardan bile kaçmak istiyorum ben.

En çok kaçmak istediğim şey ise hüzünler iken ben hüzün doluyum, baksanıza. Peki insan kendinden kaçabilir mi? 

Kaçamaz muhakkak fakat uzaklaşabilir kendinden, benliğini oluşturan şeylerden kaçarak uzaklaşabilir elbet.

Belki hüznümü bırakıp buralara, belki çok yakın belki çok uzaklara,
belki dündü bu fırsat kaçırdım, belki de bazen düşündüğüm gibi herhangi bir zaman dilimi uygundur herhangi bir hayale.

Belki bir gün bu yazı kadar bile hüzne katlanamayacak ve bu yazıyı da silmek isteyeceğim diğer birçok şey gibi.

Bilmiyorum, bilmek istemediğim de bir gerçek,

(hüzünlerim bitmediği gibi bu yazı da bitmeyecek)








23 Ocak 2019 Çarşamba

Düşündürücü Sorular #2

Ocak 23, 2019 25

Merhabalar efenim ❤
Düşündürücü sorularımıza, kelimenin tam anlamıyla bayılarak izlediğim bir filmden, bayıldığım bu iki oyuncunun düşündürücü bir sahnesiyle başlıyorum.

Düşündürücü Sorular #1 yazımda çok güzel cevaplar gelince devam edelim, beraber cevaplayalm yine dedim. Sonra aklıma katıldığım bir Aiesec tanışma toplantısında birbirimize sorduğumuz sorular geldi ve onun gibi eğlenceli sorular sormaya karar verdim bu kez. O zaman o eğlenceli soruyla başlıyorum;

1) Kendin hakkında komik/garip 3 gerçek?

Bu soruyu sorduklarında o an ilk olarak aklıma ayakkabılarım ve ayakkabımdan yukarı doğru gözüken kedili çoraplarım gelmişti ve çoraplarıma bakarak demiştim ki "en sevdiğim şeylerden biri çoraplar ve onları ayakkabımdan çıkararak giymek."

İnsan garip olmayagörsün. Bakalım sizde neler var? :)

2) En sevdiğin çocukluk hatıran?

3) Görünmez olsaydın ilk nereye giderdin, ne yapardın?

4) En yakın arkadaşlarınla nasıl tanıştın?

5) Bildiğin en işe yaramaz şey? (Ya da işe yaramaz bir bilgi)

6) Tekrar tekrar izlediğin/izleyebileceğin film? Neden?

7) Gün içinde en çok tekrar ettiğin kelime?

8) En garip alışkanlığın?

Öncekinde yaptığımız gibi içlerinden birini seçip yorum olarak cevap verebilirsiniz, çok hoş olur çok da tatlı oluur❤

Şimdiden teşekkür ediyorum, Düşündürücü Sorular #3'te görüşmek üzere :)






13 Ocak 2019 Pazar

Düşler ve Gerçekler

Ocak 13, 2019 11
"Evet! Evet! Senin şu düşlerin!" diye bağırdı adam. Bu noktaya ulaşmaları onu çok mutlu etmiş gibiydi. "İşte sorun da burada, düşlemek yasak!"

"Düşlememelisin! diye yankılandı Thomas Gradgrind'in sesi, "Böyle bir şey yapmamalısın."

"Gerçekler, gerçekler ve yalnızca gerçekler!" dedi adam.

"Gerçekler, gerçekler ve yalnızca gerçekler!" diye yankılandı Thomas Gradgrind'in sesi.

...

Charles Dickens'ın Zor Zamanlar kitabından bu alıntıyla herkese günaydın, iyi günler, iyi geceler❤

Başlayalım biraz konuşmaya.

Thomas Gradgrind'e göre boş bir kafa, hayallerle dolu olan bir kafadan çok daha iyidir. Ya gerçeklerle dolu olacaksın, ya da? hiç. Hiç işte; elle tutulamayan, sayılamayan ölçülemeyen şeylerden ne yarar gelir ki! diye düşünür Gradgrind. Coketown kasabasının sakinleri böyledir işte. Maddecilik hakimdir oralara. Çocuklara hayal kurmamaları öğretilir. Sevmeye bile hakları yoktur.

Korkunç. Distopyada gibi hissettiniz mi siz de?
Ben korkunç şeyler hissettim çünkü Thomas Gradgrind'le tanışınca. Hayal kurmanızın yasak olduğunu düşünün. Nasıl yaşardınız?

Her şeyi geçtiğimi varsayıyorum, belki de en büyük sorunum uykuya dalmak olurdu. Benim için hayallerim beni mışıl mışıl uyutan masallarım haline geldi çünkü.
Bazılarının yaşanmayacak olmasını bilmek de üzmüyor mesela. Çünkü düşünmek serbest! Kafanın içinde serbestsin. Sen, sen, sen. Yalnızca sen varsın. En özgür bölgendesin. Varsın yaşanmasın, nefes alıyorsak umut yok mudur?
Fakat,
Fakat bazen zor yine de, biliyor musunuz? 
Ama olmama ihtimalinden dolayı değil. Beni çok hayal kuranlar anlayacaktır.
Çok hayal kurduğunda gerçeklere daha sert çarpıyorsun. Doz aşımı gibi bir nevi. Sana iyi gelen o ilacı o kadar sık kullanmışsın ki bıraktığında, gerçek dünyana baktığında sanki koskoca bir kayaya çarpıyorsun.

Bazen nerede durmam gerektiğini bilmem gerekiyor sanırım. Oğuz Atay diyor ya, 

"Anlamıyorum. Oyun nerede bitiyor, hayat nerede başlıyor. Hiç anlamıyorum."
Anlamıyorum. Bu oyunu nerede bitirmem gerekecek, hayat tam olarak benim için nerede başlıyor, bunu anlamıyorum. Benim için hala her şey bir oyun gibi. 20 yaşındayım. 30 yaşında da oyun gibi geleceği düşüncesi sarıyor beynimi. 
Düşlemeden duramıyorum. Ne olacak, nasıl olacak, düşündüklerim-düşlediklerim gerçekleşecek mi? 

Bu kadar hayalperest biri olmak gerçekten çok zor. Ama inanın bana hayatınızı masal gibi yaşıyorsunuz. Her zerresini hissederek. Acıtsa da, çoğunlukla iyi geliyor bu size. Zor evet, çok zor. Ama çok güzel.



Anlam aramıyor, anlam yaratıyorsunuz. Çok fazla gülüyor, çok fazla ağlıyorsunuz. Çok konuşuyor, çok susuyorsunuz. Her şeyi isteyerek ve dibine kadar yaşıyorsunuz. 
Ve etrafınız Gradgrind'lerle dolu.

Merak etmeyin.
Hikayenin sonunda Thomas Gradgrind de hayal kurmayı öğrendi.













5 Ocak 2019 Cumartesi

Düşündürücü Sorular #1

Ocak 05, 2019 17

Meerhabalar tekrardan herkese! 
Şöyle enerjik bir giriş yapalım, malum yarın pazar, belalı pazar. Mutsuz pazar. Dertli pazar... :)
Bu ara yazdıkça yazasım, yazdıkça yazasım var. 
Bu sebepten yine karşınızdayım ve birlikte düşünelim. Ama neyi?

Cumartesi gününü evde geçirince, akşama doğru sıkıldım ve başladım yine Pinterest'teki o dekorasyonlara, evlere, bungalovlara bakıp bakıp aşık olmaya. Ben pinterest batağındayken karşıma düşündürücü sorular çıktı. Ve kendim de içlerine ekleyip sizinle paylaşmak istedim.

İçlerinden birini de kendim de cevaplayacağım. Siz de içlerinden birini cevaplayıp benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum.
Hadi o zaman başlayalım.


1) En son ne zaman bir şeyi "ilk defa" yaptın?

2) Hayalindeki işe mi sahipsin? Ya da onu arıyor musun?

3) Gördüğün en güzel manzara neydi?

4) Tanımaya değer bir insan olduğunu düşünüyor musun, neden?

5) Kendini en çok gerçekten "kendin" gibi hissettiğin yer neresi?

6) Geçmişinden bir güne dönebilsen hangi güne dönerdin?

7) Keşke sahip olmasaydım dediğin bir sorumluluğun var mı?

8) Yaptığın şeyde başarısız olmayacağın kesin olsaydı, napardın?

9) Seni güçlü hissettiren şey nedir?

10) Sence anlam dolu bir hayat mı yaşıyorsun?

11) Hayatında en çok şükrettiğin 5 şey nedir?

12) Hayatın bir filme uyarlanacak olsaydı, adı ne olurdu?



Kendimi en çok kendim gibi hissettiğim yer kesinlikle annemin yanı. Hiçbir hayalimi yadırgamayan tek insan olduğundandır belki de.
Umarım uzun uzun yıllar kendim gibi hissedebildiğim köşem hep var olur.

Herkese mutlu bir pazar diliyorum❤





3 Ocak 2019 Perşembe

Defterimden Kesitler #2018

Ocak 03, 2019 12
12/09/2018, Çarşamba

"Bazı geceler diğerlerinden daha zordur. 
Belki de benim gibi insanlar için her gece zordur.
Çok mutlu uyuyacakken de zordur mesela, biliyor musun? Korkmak ağır gelir ruhuna öyle zamanlarda çünkü. Bu devasa mutluluğun ne kadar kısa süreceğini düşünür durur bu insanlar. 

Kalbi mutluluktan "pırpır" eder insanın,
ama insan beyninin azizliğine uğrar, 
sanıyorum.

Zaten bize ne yapıyorsa düşüncelerimiz yapmıyor mu? 

Beynimizden fışkıran virüsler gibi, sarıyor mutluluğumuzu bu düşünceler. 

Ah, günlük; 
ben neşeli bir kızım. 
Tüm bu olanlara katlanamıyorum.

Belki de bu kadar neşeli olmasaydım, bu acılara daha kolay katlanabilirdim.

Ama 
yok!
beni güçlü yapan buymuş
buydu ya da
öyle diyorlar.

Biliyor musun günlük,
bazen hiç normal hissetmiyorum.

11 Eylül gecesi bir cümle işittim. Tüm dağınıklığımla gurur duyarak;
'Bırak ya. Bırak. Dağınık kalsın!' "



29 Aralık 2018 Cumartesi

Yeni bir yıl❤️

Aralık 29, 2018 27



Amaan, kalplerle başladığıma bakmayın öyle, hepimiz yeter artık 2018! modundayken 2019'dan kaçımız ümitliyiz??!

İşin esprisi bir yana, geçen senelere nazaran daha kararlıyım bu sene bir şeyleri değiştirmek konusunda. Ve sizlerle de paylaşmak istiyorum birçok yazar arkadaşım gibi.
Paylaşırken de pek tatlı fotoğraflarım var bu kez.

Gelgelelim, bu seneki hedeflere :)
Aslında çok hedef koymak beni ürküten bişey. İstek mi desek ya? Tamam tamam. Bu seneki isteklerim!


Öncelikle fotoğraf çekmeye aşık biri olarak, kendi çektiğim fotoğrafları paylaştığım instagram sayfamı devam ettirmek ve daha fazla fotoğraf çekip koymak istiyorum.
(Şuraya da fotoğraflarımın son halini iliştiriyorum)
Bu da linki: Fotoğraf Blogum ❤️
Tabii bir makinem olsaydı çok çok daha güzel olurdu, ama hayalim olan fotoğraf makinemi alabilmek için önce para biriktirmem gerekiyor.

Yani ikinci isteğim birikim yapmak. Bu sene büyük kapalı, açılmayan bir kumbara almıştım kendime, dolana kadar açmamaya karar vermiştim. Böylece daha kolay birikmişti. Yine bunu yapacağım sanırım, çünkü bir boğa burcu olarak kendimi güzel yemeklere ve güzel kitaplara para vermekten daha fazla alıkoyamayacağım :)

Baktım izlemek istediğim birçok film bekliyor, bu konuda da sayısal bir karar vermeye karar verdim(????)!

2019'da 40 film izleyeceğim! (Ünlem koyayım da çok kararlı olduğum belli olsun. Çok mu "karar" dedim ben ya?)

25 Mayıs 2017'den beri, yani 1 buçuk senede 40 yazı yayınlamışım blogda. 8 tanesi taslak halinde kalmış. Unutulmuş, vakit bulunamamış, ilham gelmemiş...
Ayda 2 ya da 3 yazı yayınlamışım ortalama. 2019'da ise ayda 4 yazı yayınlamak istiyorum. En en en severek yaptığım şeylerden biri bu hayatta, neden daha fazla vakit ayırmayayım ki?

2018'de bir kedi sahiplenmiştim. Çok kısa süre bizimle kaldı, daha ismini bile kararlaştıramamıştık ki babamın rahatsızlığından dolayı endişelenip evden çıkardık. 2019'da bir kediye daha anne olmak istiyorum.

Vee kamp! Öncelikle istediğim, sevdiğim insanlarla birlikte, karla kaplı bir dağda kamp yapmak. Ve daha birsürü kamp, sayısı yok❤️

Görmediğim 5 şehri görmek, gezmek. Turist gibi değil! Yaşayarak.

Ve müzik yapmak. Minik ukulelemle. 20 yaşımın en güzel hediyesiyle. 

Daha çok heyecan duymak. Her şeye. Yaptığım, baktığım, gördüğüm, duyduğum... Daha çok yaşamak.





















Bu da bu haftanın şarkısı olsun... Defalarca dinlemelik.
Ve 2019 da pek güzel olsun,
nice daha güzellerine. Ya da, daha heyecanlılarına!❤️








27 Aralık 2018 Perşembe

2018'den Öğren(e)mediklerim ve dahası

Aralık 27, 2018 23
Klasik bir cümleyle başlayalım, sonra yeriz kafayı: Yine bir yılı geride bırakıyoruz. 


Birçok şey öğrendim. Daha önce de yazdığım gibi bu sene, 20 yaşım, bana en çok sabretmeyi öğretiyor. 2018'de öğrendiğim en kıymetli şeylerden biri. Fakat yetiyor mu? Yetmiyor, asla yetmiyor. Bazen hala sabırsızlıktan içim içimi kemirebiliyor. Konuşulacak önemli bir konuyu beklemek mesela, çile benim için. 

Başka? 

Çok insanın çok sosyallik demek olmadığını öğrendim. Kendi kendimle vakit geçirmeyi öğrendim. Sosyalleşerek mutlu olabilen bir insanım, özellikle üniversiteye başladığımdan bu yana. Fakat okuldaki 3. senemde işler biraz değişti. Sosyallikten ziyade evde vakit geçirmekten de mutlu olmaya başladım. Çünkü aslında bunu da istiyordum fakat yapmıyordum. Yurt odalarının ve yurtta çoğunlukla huzurlu olmayışımın sonucuydu bu. O kadar duramıyordum ki odamda, tüm saatlerimi planlıyor ve o şekilde yaşıyordum. Kendime ayırdığım vakitleri o kadar azaltmıştım ki. Bu sene kendi evim ve kendi özel alanım var ve 2 sene yurtta nasıl kafayı yememişim, hayret. Belki de sabretmeye yurttan sonra başlamışımdır.. :)

İşte bu yüzden 2018'in en güzel getirisi bu minik evde huzurlu olmam oldu. Tanımadığım 3 kişiyle 1 sene sözleşmeli eve çıkmak aldığım en büyük risklerdendi ve sonucu şaşırtacak derecede. Umarım her güzel şeyin anlatılarak bozulması kanunu burada işlemez ve huzurumuz devam eder!


Öğrendiklerim konuş konuş bitmez, başlıkta da olduğu gibi öğrenemediklerimden de bahsetmek istiyorum.

Hala insanlara şaşırmamayı öğrenemedim.
Gerçi şaşırmayı bıraktığındaki nokta "büyümek" oluyor derler, büyümemeye direndiğimdendir belki de.

Stresimi kontrol etmek konusunda da çok başarılı olamadım bu sene de.
İlerleme olsa da, derimdeki geçmeyen stres kaynaklı yaralar gösteriyor ki bilinçaltım ve bünyem hala stres dolu.
(Belki 2019'da biraz meditasyon?)

Bazen çok sabırlı olabilsem de, bazen insanlara yansıtmamam gereken duygularımı yansıtmamayı beceremedim.
Hiç hoş olmuyor. Sonra yargılasınlar dursunlar. Duygularıma daha fazla hakim olmayı öğrenmem gerek. Bu beni belki daha çok strese sokacak fakat ne olursa olsun bunu 2019'da başarmayı ümit ediyorum.
Bu arada, her zaman üzüntüyü de mutluluğu da dibine kadar hissederek yaşamayı, duyguları bastırmamayı tercih ve tavsiye eden bir insanım. Fakat bazı duyguları dibine kadar yaşarken yalnız olmamız gerekebilir. Ya da doğru insanlarla birlikte olmamız, en önemlisi.

Bu sene de istediğim kadar tutumlu olmayı öğrenemedim!
Hakkımı yemeyeyim, yine biraz ilerleme var(?) :) (2019 hedefleri alarmıııı!)

Uykumu nasıl düzene sokacağımı öğrenemedim.
4'te yat 8'de kalk, bunu 3 gün devam ettir; 3. gün eve geldiğinde koy kafayı 3 saat uyu! Kalktığında bayıla bayıla işlerini halletmeye çalış. Sonra gece yine uyuyama, sabah kalkmaya çalış ve alarmlar deli etsin...
2019'da bu döngüden çıkmalıyım!

Hayal dünyasından çıkmak isteyip de çıkamayışlarım...
Ah ne zaman büyüyeceğim ben? Ne zaman tamamen mantıklı bir insan olacağım! İsteseydim belki 2019'un bu konuda bir şansı olabilirdi.

Öğrenemediklerimi de seviyorum, biliyor musun? 
Her şey kusursuzca istediğimiz gibi olsaydı bir sonraki seneye bir hayalimiz, hevesimiz, hedefimiz olur muydu?
İşte, hayat.
Hayat böyle bi şey sanırım ve akıntıya ters yönde kürek çekmeyi bırak. Ne sunduysa hayat, o. Ne yaşadıysak, o.

Okuduğun için teşekkür ediyorum!


Ve yazım biterken size bir soru:
2019 size bol bol ne getirsin? ❤
















10 Ekim 2018 Çarşamba

"Sevgiye sabretmek"

Ekim 10, 2018 2


Bunu okuyorsanız, siz de yaşıyorsunuz ve her gün "öğreniyorsunuz". Bunu her an fark etmesek de öğreniyoruz. En iyi yaşayarak öğrenilir derler ya, sanırım bunu en güzel sabrı öğrenirken anlıyorsunuz. 

Acı verici oluyor süreç, evet; fakat beklemek zorunda bırakıyor hayat sizi. Bekliyor, bekliyor, bekliyorsunuz.

Eğer bir yazarsanız, tıkanan o paragrafın devam etmesi için tek bir cümleyi.
Kilo vermeye çalışıyorsanız tartıda bir türlü eksilmeyen o rakamları.
Bazen doğumhane kapısında, dünyaya gelmeye çalışan bir bebeği; bazense yoğun bakım kapısında, ölümle cebelleşen sevdiğinizi. 

Geceyse, sabahı..yeni günü... bazı sabahlar akşamın o sakinliğini... 

Yoruldum.

Ama en çok da insana sabretmek yorucu geliyor ruhumuza, zannımca. Sevdiğimiz o insana. Ailemize. Bazen en sevdiğimize sabretmek. 
Ama sanırım güzelliği de burda sevmenin. Zorluk olmadan güzelliklerin kıymeti olmuyor klişesi. Unutuluyor olması ya da. Evet unutuyoruz.

Sevgiye sabretmek. Severken sabretmek. Şu sıralar umduğum tek şey belki. 

20 yaşındaysanız; inatçı ve sabırsız biriyseniz bunu öğrenmek zaman alıyor-muş. Her yaşımda özet bir cümle vardır belki hayattan ne öğrendiğim konusunda ve 20 yaşımın cümlesi "Sabretmeyi öğrenmeye başladım". Basit ve net. Önümüzdeki 7 ay bunu unutturmazsa tabii.
Ayrıca 20 yaşındaysanız belirsizlikler 4, hatta 5, hatta 10 yerinizden çevrelemiştir sizi ve kendi içinizi keşfetmeye çalışırken dünyayla uğraşmak çok da kolay değildir.

20 yaşındaysanız boşvermek istersiniz ve her şey, sevgi dahil, o kadar boşvermeye gelmez ki güzel şeyleri kaybetmemek uğruna acı çekersiniz.

Siz değilsiniz bu belki,
belki benim sadece.

Ama yalnız değilim.
Peki bu azaltır mı acımı?







16 Eylül 2018 Pazar

"Ruhun anlaşılmak için çırpındığında"

Eylül 16, 2018 4

En büyük ihtiyacın;

anlaşılmak.

Ne zaman sinirin çığırından çıkar ve bağırmak istersin karşındakine; anlamadığında seni. Ruhunun fısıltısını duymadığında belki. Daha sonra ruhun onun duyması için bağırmaya başlar; bağırır, bağırır, sonra daha çok bağırır ve çığlıklar atmaya başlar. Bu çığlıklar seni o kadar rahatsız eder, o kadar sinirlendirir ki bağırmaya başlarsın. 
Aslında şunu dersin: "Duymuyor musun beni, ruhumun bir sancısı var ve sana anlatmaya çalışıyor."
Karşındaki o kadar çok anlamaktan uzaktır ki seni, o kadar kendiyle meşguldür ki. Duysa da, duymaz seni. 
Anlamayarak okuduğun bir kitap gibi. 
*Ve sen bir kitap değilsin!*
Seni eskidiğinde, yok olmaya yüz tuttuğunda, öldüğünde anlamaları bir anlam ifade etmez. Sen bir kitap değilsin ve seni yaşarken anlamaları gerekiyor. Ruhun anlatmak için çırpınıp dururken.

'Gerçek anlamda iletişim kurmaktan' çok uzaklaştık. Hepimiz uzaklaştık sanırım. Ben kitaplarıma sığınmaya başlarım böyle zamanlarda. Kendimden de çekinirim. Bağırmaktan. Nefret kusmaktan. Dinlememekten, anlamamaktan, kırmaktan. Dolayısıyla kırılmaktan.

Arkadaşların. Dön, bir bak. Kaç tanesi seni bir konuda yargılamadan önce seni iyice dinliyor? Peki gerçekten dinliyorlar mı? 

Peki ya sen, ya ben? Biz dinliyor muyuz? 

Etrafımız iletişim kurmaktan ziyade cevap vermiş olmak ve daha ihtişamlı cevaplar vererek egosunu tatmin etmek için cevap veren insanlarla dolu. Bunu ben yaptığımda ve fark ettiğimde kendime o kadar kızıyorum ki. 

İnsanları dinlemeyi sev. Ama anlamak için dinlemeyi sev.
Onların ruhunu anlamanın ilk adımıdır belki bu. En olmadı ikinci adımıdır; ilki de belki onun neyi, neleri, kimi dinlediğini gözlemlemektir. Yani düşüncem o ki sihirli adım, dinlemek.

Tartışırken de, hatta kavga ederken; dinleyebilmelisin mesela. "Tartışıyorsak amacım haklı çıkmak olmalı" dememelisin. Karşındakini en çok hangi davranışınla yaraladığını aslında bu anlarda keşfedebilirsin. Normal bir anda söyleyemezken o an söyleyebilir. Ve sen onu seviyorsan onu keşfetmelisin, değil mi? 

Sadece kendi yaralarını değil, onun da yaralarını görebilmelisin.
İyileştir ki, iyileş.

Olmuyor mu? Sadece çaban bile zaten sevdiğin insanın elinden tutacak.


***
Hintli bir bilge öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp "İnsanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?" diye sormuş. Öğrencilerden biri "çünkü sükunetimizi kaybederiz" deyince, bilge "ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? Söylemek istediklerimizi alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken neden bağırırız?"  diye tekrar sormuş. 

Öğrencilerinden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış. "İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerinin sesini duyabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir."

"Peki iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirine daha da yakınlaşmıştır.Bir süre sonra konuşmalarına gerek bile kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir." 

"Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: "Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz."
***

Çok sevdiğiniz günlere.

10 Ağustos 2018 Cuma

"Kendi benliğini en çok ne ile betimlerdin?"

Ağustos 10, 2018 2
Bugün; tamı tamına '3 buçuk sene önceki ben'in cümlelerini okudum. 3 buçuk sene sonra. İnsan yıllar önceki kendisine nasıl hem bu kadar yakın hem bu kadar yabancı hissedebiliyormuş, deneyimledim. 
Ve burada zaman zaman 3-4 sene önceki bu yazılarımdan kesitler paylaşmak istiyorum. Hiçbir kelimesini; hatta noktasını, virgülünü bile değiştirmeden.
Belki birileri bu satırların bir cümlesinde de olsa kendisini bulur.
Başlıyoruz.

















"20 Şubat Cuma, 2015
İnsanın hayali, hayalleri; kendini bulduğu şeyleri keşfederken şekillenir. Kendini anlarken. Kendini betimlerken, kendini tanırken, kendinden nefret ederken veya kendini severken ortaya çıkar. Kendi benliğinizi en çok neyle birlikte betimlerdiniz? En çok neyde kendi ruhunuzu iyileştirme fırsatı buluyorsunuz veya? Kötümser düşünceler zamanın hangi diliminde, kiminleyken veya ne ileyken silikleşiyor? Bu gibi sorulara cevap vermeye başladıkça hayalleriniz beyninizin, belleğinizin en güçlü yerine saklanır ve bunları unutmaksızın yaşarsınız.
Kendimle ilgili birkaç şeyden bahsetmek istiyorum. 
Çocukluktan beri sakin, kendi halinde biriydim. Lise adı verilen kişiliklerin oturmaya başladığı yılların yaşandığı o harikulade okul, muhakkak hepimizi değiştirdiği gibi beni de değiştirdi. Hırçın özelliklerimi içime atmaktan ziyade insanlara göstermeye, 'ben buyum, daha fazla susmuyorum işte!' dercesine konuşmaya başladım. Dudak büküp kabullenmektense cevap vermeye başladım. 'Tamam, peki' yerine 'Hayır, neden böyle değil de öyle?' demeye başladım. Bunlar yaklaşık 1-1,5 yıl önce başlayan şeyler elbet. Herkes susmaya başladı, bense konuşmaya.
Öncesi ise tam bir felaket.
Susardım. Sadece susardım ve en yakın arkadaşımın yanında konuşurdum. Tüm birikenleri ona anlatırdım. Ona ağlar, onu konuşur, ona güler, ona saçmalardım. Hala her halimi en baskın şekilde o görüyor, anlıyor. Bir de internet üzerinden tanıştığım bir kız arkadaşım vardı. Her akşam birbirimizi yakalamaya çalışırdık, okuldan döner dönmez oturur bazen saatlerce onu beklerdim. Onunla konuşmayı özlerdim olmadığı zamanlar. Şehir dışındaysam ve internet yoksa, internet kafelere kaçtığım bile olmuştur kuzenlerimle. Klavyedeki hızlılığımın en büyük sebebi o çatlaktır. Dipnotu da unutmayayım, hala arkadaşlığımız devam ediyor. 
Öylesi sessiz, her sözü kabul edip oturan, hiçbir özelliğini başkalarına karşı baskılayamayan, utangaç, çekingen biriydim ki; odama çekilip neden? diye ağladığım çok olurdu bu özelliklerim sayesinde. Kendi benliğimi oluşturmaya bir türlü başlayamıyordum. Neresinden tutsam diğer ucu kaçıyordu.
Şimdi bu zamanları hatırladıkça kalbime küçücük bir hüzün çöküyor. Pişman da olmuyorum, özlemiyorum da, üzülmüyorum da. Ama o küçük hüznün hep orada olduğunu geçmişe her şöyle bir dönüp bakışımda anlıyorum. 
15 yılım böyle geçtikten sonra aslında benim içimde olup görmediğim şeyler keşfettim. Mesela yazmaya başladığım andan beri yanımda sürekli kalem-kağıt taşıyıp şimdi okuduğumda kahkaha atacağım derecede saçma gelen hikayeler yazmıştım. Yazmaktan hiçbir zaman gocunmamış, yorulmamış; hep yazmış, yazmış, yazmıştım. Kelimeleri birleştirip kendimi anlatmaya çalıştığım defterim benim her dünyadan kaçışımda sığındığım yer olmuştu. Bu anlattığım, benim benliğimin en büyük parçalarından biridir. 
Bahsettiğim arkadaşıma klavye üzerinden mesajlar atarken de bir süre sonra yazmaya, kelimelere ne kadar ilgi duyduğumu anlamaya başlamıştım. Cümleler kurdukça, kelimeler kafamın içinde dans ettikçe mutlu oluyor, kendimden geçiyordum.
İşte. Şu zaman ve mekanda, kalemimin elverdiği şekilde, 'benim bir kısmım' hakkında bilgi sahibi oldunuz. 
Bu cümleye kadar okuduysanız ne mutlu bana. Sizin için bir şey söyleyemeyeceğim tabii, mutlu mu oldunuz, sıkıldınız mı; kendinizi buldunuz mu, saçmalık olduğunu mu düşündünüz yazdıklarımın, bilemiyorum. Her halükarda sizinle paylaştığımı bilmek güzel. Umarım devam eder ve siz de içimden dökülen kelimelere, cümlelere, satırlara şahit olmaktan mutluluk duyarsınız.
Ha bir de; lütfen, bu yazıyı okuduysanız lütfen oturun ve 5 dakikanızı, yalnızca 5 dakikanızı, düşünmeye ayırın.
Ben kimim?, deyin kendinize.
Şu an ne yapıyorum, neden yapıyorum?,
İleride ne yapacağım, ne yapmak istiyorum?, deyin. Sorun kendinize, kendinizi keşfetmeye başlayın. Ruhunuza iyi gelen şeyleri öğrenin. Sadece sorumluluklarla yaşamayın. Sadece kaçarak da yaşamayın. 
Düşünün bunları, rica ediyorum.
Bir kaybınız olmayacak. İnanın bana. (Comptine D'un Autre Ete bunu düşünmek için iyi bir klasik müziktir, tavsiye ederim.)
Ev-vet. Şu an tarihlerden 20 Şubat Cuma 2015, saat 17.27, birkaç gündür yoğun şekilde yağan kar beyaz örtü halinden çıkmaya yüz tutmuş, eriyor. Evin en küçük odasındaki kız bugün de dünkü gibi mutlu. Şimdiyse tuşlarla parmaklarını kavuşturmaya gitmek için sabırsızlandığını hissediyor.
Çeyrek piyanistin kaleminden şimdilik bu kadar, gidin ve kendinizi keşfedin!"
10 Ağustos 2018, Cuma
23.36
Bitirmeden önce başlıktaki soruyu tekrar sormak istiyorum;
Kendi benliğinizi en çok ne ile betimlerdiniz?

3 Ağustos 2018 Cuma

"Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum"

Ağustos 03, 2018 21
Masumiyet Müzesi'nin ilk cümlesi. Etkileyici.
Kitabı okumadım fakat Yazgı Yazgan'ın "Ya mutluysak da bilmiyorsak?" başlıklı konuşmasından ve bu cümleden etkilenerek bir yazı yazmaya karar verdim.

Mutluluk yaşanan bir olgu mu, yoksa hatırlanan mı? Bu soruyu daha önce kendime hiç sormamıştım. Siz sordunuz mu kendinize ya da fark ettiniz mi? 

Mutluluğu çoğunlukla geçmişte bulduğumuzu, yani onu "hatırladığımızı."

Şu anı ele alın. Belki evinizde boş boş oturuyorsunuz, belki akşama kadar çok yoğun çalıştığınız bir işiniz var. Belki bir arkadaşınızla kahve içiyorsunuz belki de tek başınıza, fakat normal hissediyorsunuz, ne mutlu ne de mutsuz ya da belki sıkılmış.

Fakat bu anı yıllar sonra "ne günlerdi, çok mutluydum" şeklinde hatırlayabiliyorsunuz. Bu yaptığınız işi hatırlayarak olabilir-belki şu an başka bir işte çalışıyorsunuz ve çok daha fazla sıkıldınız-; görüştüğünüz insanları/arkadaş çevrenizi, yaşadığınız/bulunduğunuz şehri özlediğiniz için olabilir.

Ama olduğu bir gerçek. Yazgı Yazgan'ın konuşması bittiğinde uzun bir süre düşündüm. Gerçekten de yıllar öncesine ait fakat o zamanlar bana çok normal gelen bir ânım şu an düşündüğümde şimdiki yaşantımdan çok daha cazip gelebiliyor. Öyleyse neden şu anımı özleyeceğimi, geri dönmek isteyeceğimi bile bile yaşadığım anın kıymetini bilmiyorum?

Elbette bunu her gün yapamayız. Çok can sıkıcı günler olacak. Bazen hayatımızla ilgili hiçbir şeyden memnun olmayacağız belki, hava durumu bile canımızı sıkacak o gün, o kadar bunalmış olacağız ki. Bazen hastalıklar olacak ve her şey manasız gelecek, bazen çok büyük mutluluklar olacak belki, ertesi gün sıradan hayatımıza devam etmek yine, yine manasız gelecek.

Düşünüyorum ki sadece yapmamız gereken şu: Hissettiğimiz ve yaşadığımız her ne ise yaşadıktan sonra yahut yaşarken ona bakıp keyif almaya bakmak. Keyif alamıyorsak bir süre kendimizi ona bırakıp sadece onu "yaşamak" Çünkü sen karşı koydukça ve onu erteledikçe karşına elbet bir gün çıkacak. Çektiğin acıyı reddetme, hissettiğin kötü şeyleri elinin tersiyle itme. Onları yaşamaya daima hazır ol. Bunu demek çok kolay evet, diyorum. Çünkü sen hazır değilim desen de bu doğru değil. Hazırsın zaten. Hazır olmasan karşına çıkmazdı.

Hani ortalıkta bir sözdür dolaşıp duruyor; "carpe diem" Bunu o an çok mutlu olmak olarak algılıyoruz. Oysa gerçek şu değil mi; yaşamak o an ne hissetmen gerekiyorsa onu hissetmek demektir. Yaşamak sadece mutlu olduğunda mı güzel? Neden anı yaşamak sadece mutluluk? Tüm hislerini kabullen.

Ağlamak istiyorsan ağla. Daha huzurlu ve dingin bir kalple ayağa kalkıp devam edeceksin. 

Kahkaha atmak istiyorsan sadece yahut boşvermek istiyorsan bir süre, sadece boşvermeye bak. 

Günün 1 saatini de olsa sessizlikte kendini dinleyerek ve kalbindeki hislerle geçir. Buna ihtiyacın var. Kapıldığın hırsların seni ruhsuz, etrafındaki ve hayatındaki koşuşturmanın seni içinden çıkamayacağın hale getirmesine izin verme. Çünkü içinden çıkamazsan kendi içini göremezsin. 

Kendi içini göremezsen,

işte o zaman her şey manasız.

Size 2 şarkım var;
biri geçmişte çok mutsuz bir anımdan. O anki mutsuzluğumu hala kalbimin derinlerinde hissediyorum. Ben o haldeyken bir dostum bana gitarla çalıp söylemişti bu şarkıyı. O 2-3 dakikada hissettiğim huzuru hala hatırlıyorum. Bu yüzden çok kıymetli.


Diğer şarkı ise az önce keşfettiğim bir şarkı. Bunun bana gelecekte ne hissettireceğini bilmiyorum ama göreceğiz :)


Okuduğunuz için teşekkür ediyorum, yoruma sohbet etmeye bekliyorum❤



15 Temmuz 2018 Pazar

"İnsan kendini kaybetmeden bulamaz"

Temmuz 15, 2018 8
Şu sıralar içimden sürekli tekrarladığım bir söz var, tam da vaktinde karşıma çıkan:

"İnsan kendini kaybetmeden bulamaz."

1 ay mı, 2 ay mı, 40 gün mü ya da 1 yıl mı!, ne bileyim işte; bir şekilde bir zaman önce, bir yerlerde kaybettim sanki kendimi. Aniden olmuyormuş demek ki, yavaş yavaş ve farkına varmayarak.
Sonra farkına varıyorsun.
E napacaksın? Ben söyleyeyim, önce çok korkmuş hissedeceksin. Ama korkmak zorunda değilsin.
Düşüncelerinin yoğunluğunda boğulacak gibi olacaksın. Ama boğulmak zorunda değilsin.
Eğer sen de kendini kaybettiğini hissediyorsan, evet, korkmak zorunda değilsin. 
Çünkü; bil! Gün geçtikçe cesurlaşacaksın.
En çok da düşüncelerinden korkmak zorunda değilsin. Sevin ki, düşünebiliyorsun. 

Kaç yaşındasın?

Belki 16 belki de 36. Ben bunu 20 yaşında yaşıyorum, sen ise belki ömrün boyunca kendini bu şekilde sorgulamayacak, bu cümleleri anlamayacaksın. Belki de 16 yaşında başlayacaksın sorgulamaya, anlamaya.

Çoğu zaman anla-ya-mamaya.

Belki de tam her şeyi rayına oturttuğunu düşündüğünde, yolun sonuna yaklaştığını düşündüğünde başlayacaksın sorular sormaya.

Ama;
Nil diyor ya:
"Bazen de tam ortadan kırılmayı
yere düşen camlar gibi dağılmayı.."

öğreneceksin.
Önünde sonunda.

Dağılacaksın ki toparlanmayı bilesin. Çok mu klişe oldu bu cümle artık? Belki. Ama biliyor musun, ben 20 yaşımda ne öğrendim: Bazı cümleler yaşayana ve hissedene kadar klişeymiş. Bunu da bil.

Belki önce, sevdiklerinin canını yakacaksın. İstemeyerek. Cam oldun çünkü, düştün sen. Paramparça oldun. Ayaklarına battın, kanattın onları. Ama bir şekilde bir araya getirebildiler seni ya da sen toparladın kendi parçalarını.


Olmadı belki de, tuzla buz oldun. 
Seni toparlamaya çalıştılar, asla başaramadılar. Toparlanmaya çalıştın, seni birleştirebilecek bi şey yoktu ki dünya üzerinde.

İşte o zaman yeniden başlaman gerekiyor.
Yine, yeni, yeniden.

Ve ben sana küçük bir ipucu vereceğim. 
Yeniden başlamak için en kolay adım sevmek'tir.
Sev. 
Hayır, ben herkes gibi kendini sev demeyeceğim. Bu yetmiyor.
Her gün deneyimlemeyi sev. 
Risk almayı sev. 
Kendini tanımayı 
ve bu süreci sev. 
Dene, dene, dene!
Aşık ol bir gün, diğer gün nefret et belki ama deli dolu sevmekten de asla vazgeçmeden.



Ve Sezen Aksu diyor ya şarkısında;
gelsin... hayat bildiği gibi gelsin. "İşimiz bu: yaşamak"
Bunu kendine hatırlat ve yaşa.
Bir gün her şey biteceği için değil, o an nefes alabildiğin için yaşa. 
Bu da demek oluyor ki, süreci yaşa. Süreci yaşat, öldürme! Kapıl ona, sürüklen bazen. Çünkü evet rüzgara karşı gelmeyen gemi ilerleyemez belki;

...ama senin rüzgarın kuvvetliyse karşı koymak seni sadece yorar.

Bazen kaybolacağız okuyucu. 
Sen; kendini bulduğunu hissettiğinde ona sımsıkı sarıl.
ve
onunla gurur duy.